Kıbrıs Türk Tabipler Birliği’nin Başkan Adayı Olarak Görüşlerim

Değerli Meslektaşlarım,

Son 10 yıldır ( kuruluşundan itibaren ) Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği yaptım. Güveniniz için bir kez daha teşekkürler. 20 Eylül’de,
beş dönemdir gururla üstlendiğim bu görev sona erdi. Şimdi yeni bir yola çıkma zamanı gelmiştir. Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği’nin 25
Ekim’de gerçekleşecek olan başkanlık seçiminde adaylığımı bu vesileyle sizlere açıklamak istiyorum.
Tabipler Birliği kuruluşundan bugüne dek hep bir bayrak yarışı içerisinde hekimlerin sözcüsü olduğu kadar halk adına muhalefet
sorumluluğu da yüklenmiştir. Hekimlerin bu öncü rolü Kıbrıs Türk Toplumu’nda saygın bir yere sahiptir. Halk adına muhalefet, gücünü
yaslar ve toplumun bizzat kendisinden alan bir dik duruştur. Halkın sağlığını ilgilendiren her sorunda Tabipler Birliği korkusuzca eleştiri
yapacaktır. Sorunların çözümleri için ise öneriler hazırlayacaktır. Bugün ülkemize gelen genç uzman hekimlerimiz sorunlarla
boğuşmaktadır. Tabipler Birliği onların sözcüsü olmalıdır. Bugün hastalarımız sağlık sisteminin olumsuzluklarından kötü etkilenmektedir.
Çevre kirlidir ve kirletilmeye devam etmektedir. Doğal çevre harap edilmektedir. Gıda güvenliği yeterli değildir. İşçi güvenliği yoktur.
Trafik güvenliği yoktur. Sağlık kuruluşları denetlenmemektedir. Bu ve benzeri konularda devleti yönetenler kendi yasalarını
uygulayabilmekten dahi acizdir. Halkın sağlığı adına bunların dile getirilmesi ve siyaseti etki altına almak Tabipler Birliği’nin birincil
vazifesidir. Siyasetin etkisi altına girmiş değil, toplumun faydası adına siyasete etki eden bir Tabipler Birliği için uğraşmalıyız.
Diğer taraftan ülkemize gelip kaçak hekimlik yapanlar mevcuttur. Bu büyük bir sorundur. Bunun üzerine kararlılıkla gidilmelidir ve
gidilecektir. Bu durumu hiçbir çağdaş tıp meslek etiği anlayışı kabul edemez. Her ülke kendi öz varlığından yetişmiş hekimlere sahip
çıkar. Bu açıdan Tabipler Birliği geçici üyelik konusunda yasal bir kota konması için çalışma başlatacaktır. Geçici üyelerin denetimi
yasal mevzuat temelinde etkin yapılacaktır.
Reçete, hastalık izin sertifikaları ve tetkik istek forumlarının standardizasyonu için eksik tüzükler hızla hazırlanacaktır. E-Tabipleri Birliği
için tüm üye kayıt sistemleri dijital ortama aktarılacaktır. Merkezi veritabanı oluşturularak hastalık izin sertifikalarının hekimlerce
çevrimiçi takibi mümkün kılınacaktır. Bu şekilde suiistimalleri en aza indireceğiz. Reçete ve tetkik istek forumlarıyla ilgili tüzüklerin
hazırlanması ve etkin uygulanmasıyla ülkemizde tıp mesleği için kanayan bir yara da kapanacaktır. Reçete hekimlik mesleğinin
onurudur.
Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği hekimlik mesleğinin onurunun yükseltilmesi ve hekimlerin hak ve menfaatlerinin gözetilmesi adına yasasının
kendisine vermiş olduğu tüm yetkileri kullanacaktır.
Tabipler Birliği bünyesi altında Sürekli Tıp Eğitimi Akademisi, Tabip Odaları ile koordinasyon halinde kurulacaktır. Vaka sunum
toplantıları branşlar için periyodik ve düzenli olarak planlanacaktır. Kredilendirme tüzüğü işletilecektir. Konferanslar veWorkshop’lar
yıllık programlanacaktır.
Hekimce Dergisi Tabipler Birliği’nin resmi yayın organı olarak düzenli çıkartılacak Sürekli Tıp Eğitim Akademisi’nin etkinliklerinden
üyelerimiz düzenli olarak bilgilendirilecektir. STE Akademisi ülkemizdeki diğer sağlık çalışanlarına ve halka yönelik de sertifika
programları düzenleyecektir.
Dış ilişkilere ayrı bir önem vermekteyiz. Tabipler Birliği’nin Avrupa Birliği nezdinde tanıtılması ileri götürülecektir. Tabipler Birliği’nin
tanınması demek üye hekimlerimizin Avrupa’da mesleki serbest dolaşımı demektir. Uzun emekler sonucu Berlin’de kurulan ve kısa ismi
ATSEF olan Federasyon bünyesinde KTTB’nin gerekli tüm ilgili mercilerle teması mümkün olacaktır. Bu konuyla Avrupa’daki yetkili
mercilerden randevu alarak görüşlerimizi ileteceğiz. Kıbrıs’ta muhatabımız olan CyMA ile de temas kurulabilmesi adına çalışma
başlatacağız.
Yukarıdaki hedeflerin bir ekip ruhuna ihtiyaç duyduğunun bilincindeyim. Bu düşüncelere katılan tüm meslektaşlarımızın desteğine ve
katkısına ihtiyacımız vardır. Yönetimimizde şeffaflık, adalet ve bağımsızlık temel unsurlar olacaktır.

Çözüm

Bu kelime bana okul yıllarında karşılaştığım matematik problemlerini hatırlatıyor. Bir matematik sorusunun çözümü sayılarla dans etmekti adeta bizler için. Ayrı bir haz ve keyif. Yıllar içerisinde büyüdüğümüz, eğitim aldığımız topluma bakıyorum. Sorunlarla boğuşan, çıkış yolu bulamayan bir yapısı var. Hüzünlü bir durum. Ama üzülmek de istemiyorum her nedense. Anahtar kelimeyi buldum: Çözüm. Ancak bu satırları okuma zahmetinde bulunanların çoğunun sandığı gibi Kıbrıs meselesinin çözümü değil anlatmaya çalıştığım. Kıbrıs’ın kuzeyinde içine düştüğümüz sosyal, siyasi ve ekonomik sarmalın oluşturduğu bol eklemli bir problemden bahsediyorum. Bu problem zor bir matematik sorusuna benziyor. Var mı bir formül ? Kritik soru bu ! Hemen İngiliz kimya öğretmenimin bir öğüdü aklıma geliyor: Kolay düşün ! ( Think easy ! ) . Bu sözün değerini sonraki yıllarda çok hissettim. Zor aslında bir algı meselesi. Algıyı da değiştirmek elimizde. Her zor problemin de bir çözümü var. Düşünün ki bir masa etrafında bir konu üzerinde tartışan 10 kişi var. Biri hariç diğer dokuzu farklı bir şeyi savunuyor. O tek kişinin savunduğu şeyi diğer dokuz kişiye kabul ettirebilmesinin tek yolu var. O da hukuken haklı olmasıdır. Çözüm hukukta gizlidir. Kuzey Kıbrıs topyekün hukuk çizgisine gelmelidir. Bunun dişındaki her çözüm yeni bir sorunun probleme eklenmesi demektir. Hukuki zemin insanların hayatını kolaylaştıracak şekilde hızla reforme edilmelidir. Sorunlar bu şekilde çözüldüğü vakit toplum kendi iradesinin gerçek anlamda farkına varacaktır. Unutmayın ki kendi hukuğuna sahip çıkamayanlar sonunda başkalarının hukuğu altında ezilmeye mahkum olurlar.

Kuzey Kıbrıs’ta Erken Seçim Çözüm Olur Mu ?

Kuzey Kıbrıs’ın alışılagelmiş siyaseti son gelişmelerle birlikte girdaplı bir safhaya geçti. Aslında bu adanın kuzeyindeki siyaset anlayışının genel bir çöküşü gibi görülebilir. İşin aslı şudur ki günümüzdeki siyaset yapma biçimi halkın sorunlarını çözmekte yetersizdir. Meclis işlevselliğini yitirmiştir. Bunu meclis bünyesindeki en yetkili kişi bile açıkça ifade etmiştir. Hükümetin düşürülmesi adına sayın milletvekillerinin biraraya gelebilmesi çok ilginç. Çok az bir süre önce meclis toplantıları bile nisap sorunu nedeniyle yapılamıyordu. Demek ki istenildiği zaman biraraya gelebiliyorlarmış. Gerçek şu ki halkın büyük çoğunluğu bugünkü hükümetten hoşnutsuzdur. Ancak halk genel anlamda siyasetin bütününden de oldukça huzursuzdur. Hükümet düşsün veya düşmesin erken seçim kapıdadır. Üstelik seçim sisteminde herhangi bir değişiklik olmadan gidileceği söylenebilir. #Toparlanıyoruz hareketi haklı olarak bunu sorgulamaya ve gündeme getirmeye başladı. Mevcut siyasi partiler genel anlamda aynı çizgide ve düzenin devamı için davranmaya devam ettiği sürece erken genel seçimin de siyasi istikrar getirmeyeceği açıktır. Büyük ihtimal sandıktan farklı dersler çıkacaktır. Bunu yaşayarak göreceğiz . Belki de doğruyu bulabilmek için bütün bu kaosları yaşamamız gerekli. Sonuçta halkın güncel taleplerini göremeyen köhneleşmiş siyasi anlayış ancak belirli aşamalardan geçerek yıkılabilir.

Kuzey Kıbrıs’ta Sağlık Sistemi Düzelir Mi ?

Kuzey Kıbrıs’ta ulusal sağlık planlamasının gerekliliği üzerinde daha önce durmuş, bunları Ulusal Sağlık Planlamasında öncelikli 25 hedef şeklinde sunmuştuk.

Öncelikle belirtmek isterim ki sağlık sisteminin düzelmesi ancak geniş vizyona sahip kollektif bir çalışma ile mümkün olabilir. Kuzey Kıbrıs’taki her kurum gibi Sağlık Bakanlığı’nın da uzun yıllar içerisinde politize olduğunu söylemek mümkündür. Sığ partizan anlayışla verimli kollektif bir çalışma mümkün değildir. Günümüzde siyasi partiler içerisinde bile farklı farklı fraksiyonlar oluşmuş bunların çekişmeleri kamu düzenini alt üst eder olmuştur. Sağlık Bakanlığı da bundan muaf değildir. Kuzey Kıbrıs’ta sağlık sistemi merkezi yönetim anlayışla yönlendirilmeye çalışılmaktadır. Merkezi idarenin sağlık sistemine olumsuz müdahaleleri de mümkün olabilmektedir. Uzun yıllar içerisinde KKTC Sağlık Bakanlığı sağlıkta bir devlet politikası oluşturulması yönünde başarılı olamamıştır. Sağlık Baknlığı’nın kurumsal yapısı bile tartışılır vaziyettedir. Bu açıdan ulusal sağlık planlamasının önemi daha da belirginleşmektedir. Ülkenin idaresini toplum çıkarlarını önde tutan ve kollektif çalışma anlayışına sahip bir siyasi partinin ele almasıyla Kuzey Kıbrıs’ta sağlık alanında da hızlı bir değişim yaşanması mümkündür. Ancak bu şekilde ulusal sağlık planlaması yapılabilir ve cesaretle yürürlüğe konabilir. Toplumun genel çıkarlarını gözetmek sağlık alanında olmazsa olmaz önceliğimiz olmalıdır. Dünyada hale hazırda uygulanmış çeşitli sağlık sistemleri mevcuttur. Çağdaş sağlık sisteminin ortak özelliği bilgi birikimi ve reformlarla zenginleştirilmiş olmasıdır. Kuzey Kıbrıs’ta toplum olarak çağdaş ve güvenli bir sağlık hizmeti almak istiyorsak sağlık sistemimizi bilgi birikimimiz ( ortak aklımız ) ve reformla oluşturmalıyız. Sağlık sistemini oluşturmada sadece sağlık çalışanlarının değil onlardan hizmet alan toplumun talepleri de büyük önem taşımaktadır. Bu açıdan ortak aklı toplum olarak birlikte bulmalıyız. Yönetim anlayışının kökten değişmesi, temiz toplum, temiz idare ve kendi irademize dayalı bir gelecek için hep beraber topyekün seferber olmamızla mümkün olabilir. Yönetim anlayışının asgari müşterekler doğrultusunda değişmesi ile birlikte sağlık alanında köklü reformlar için adımlar da atılmaya başlanacak toplumun uzun süreden beridir sağlık alanında da özlemini duyduğu hissedebileceği olumlu bir değişim başlayacaktır. #Toparlanıyoruz Hareketi toplumun iç dinamikleri içerisinde hızla yükselişte olması yönetimsel anlayış değişikliği adına bizleri umutlandırmaktadır. Çünkü bu hareket bir zihin fırtınasıdır ve önünde duran köhneleşmiş yapıyı eninde sonunda silip süpürecektir . Sağlık toplumun vazgeçilmez parçasıdır. Toplumsal değişim süreci ile birlikte sağlık sistemimiz de arzuladığımız şekilde oluşacaktır.

Kuzey Kıbrıs’ta İş Barışı Yok !

Kuzey Kıbrıs’ta en önemli sorunlardan bir tanesi de iş barışının olmamasıdır.

Çalışanın yaptığı işten haz duyması, keyif alması verimlilik açısından çok önemlidir . Verimli insan işinde de sosyal hayatında daha mutlu olur. Bir insanın aldığı maaş veya kazancı tek başına mutlu olabilmesi için yeterli değildir. İnsanın verimli olabilmesi için üretebilmesi gerekir . Bazen ne ürettiğimizin pek de önemi yoktur. Üretebilen insan işine sahip çıkar . Yaptığından keyif alır.

Kuzey Kıbrıs’ta özellikle kamuda çalışan memurlar işleri olduğu için şanslı sayılırlar. Ancak belki de çoğunluğu iş barışı olmadığından yaşantısından şikayetçidir.

İş barışı için üretkenliğin önünü açacak bir vizyona dönmemiz gerekir.

Herkes her ne iş yapıyorsa biraz daha itinalı ve üretken olabilirse #toparlanıyoruz demektir .

Lefkoşa İçin Önerimdir.

Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanlık seçimini her kim kazanırsa kazansın diğer adayların hepsinin de katılacağı ” Ortak Yönetim Kurulu ” oluşturulsun ve 14 aylık sürede Lefkoşa seçmeninin tümünü temsil edecek bu heyet bağımsız olarak Lefkoşa Belediye’sini yönetsin. Böyle bir yönetim tarzı tam bir meşruiyete sahip olacaktır. Eğer bu olgunluğu gösterebilirsek bu ülkede aşamayacağmız hiçbir sorun kalmaz.

Adayları dinlediğimizde bu 14 aylık süre içerisinde uygulanabilecek tedbirler konusunda üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri söylediğini görebiliriz . Zaten halkın genelde eleştirisi adaylara değil de daha çok siyasi partilerin geçmişteki uygulamalarına oluyor. Bu durumda siyasi partiler belediyeye karışmaktan vaz geçmesi gerekir . Siyasi parti çekişmelerine sahne olmayacak bir belediye başarılı olabilir . Halkın esas tedirginliği bu noktadır . Yeni seçileçek Başkan’ın iyi niyeti çerçevesinde ortak bir yönetim kurulu oluşturulabilir. Böylelikle adayların seçim öncesi benzeşen söylemlerini hızla karara ve uygulamaya geçirebilir .

Bence önümüzdeki 14 aylık sıkıntılı dönemde bu yöntem uygulanabilir.

1920′lerde Lefkoşa .

Bayram yerimiz ilkin Sarayönü, sonra Girne Kapısı meydanlığı, Dülger Ahmet Efendi’nin çıngırdakları, tahta uçakları, hisar üzerine kurduğu teleferiği… Bunlara binmek için can atardık. Bayram yerinde bekleyen atlı karutsalar ( fayton ) biz çocuklara dolmuş düzenlerdi. Büyük adam olmak için karutsalara, uçaklara, teleferiğe biner göklere çıkardık.

Girne Kapısı’nın iki tarafındaki geçitler henüz açılmamıştı. Kapının içinden geçen ve damlarında eşya taşıyan 18 kişilik otobüsler vardı. Girne Kapısı’nın dışında her Cuma hayvan pazarı düzenlenirdi. Şimdi Mücahitler Parkı olarak bilinen yer o zaman Hayvan Pazarı olarak biliniyordu. Köylüler öküz, eşek ve koyunlarını buraya yaya olarak getirir cambazların yardımı ile satarlardı. Kasaplar köylere gitmez buradan ihtiyaçlarını karşılardı. Girne Kapısı üzerindeki hisarlarda ip yapılırdı. Kovalar içerisinde keten sapları günlerce bekletilir, tırmıklardan geçirilerek liflere ayrılır, 40 metre kadar uzaklıktaki bir çember ile bükülürdü. İplik Türklerin elinde idi.

Hisarın diğer tarafında Türklere karşı kullanılan Venedik ( İngiliz ) topları vardı. Bunların üzerinde oynardık. Bir küçük havan topu da oradaki bir odacıkta muhafaza edilirdi. Ramazanda bu havan topu dışarıya çıkarılır, Ayasofya minarelerinden gösterilecek Türk Bayrağını beklerdi. Biz çocuklar bayrağın gösterilmesini dört gözle beklerdik. Gösterilirken bağırır ve topu attırırdık! Böylece iftar başlardı. Okullarımızda Türk Bayrağı yasaktı. Din ile ilgili olduğu için yalnız Ayasofya minaresinde, Cuma günleri bayrağımız dalgalanırdı. Okullar Perşembe öğleden sonraları ve Cumaları tatildi. Pazarları okul vardı.

Lefkoşa’da yalnız biri erkek biri kız öğrenciler için tam teşkilatlı iki ilkokul vardı. İkisinde toplam öğrenci sayısı 300’ü geçmezdi. Buna göre Lefkoşa Türk nüfusu 300×10= 3000 olabilirdi. Lefkoşa çevresindeki Kaymaklı, Ortaköy ve Hamitköy okulları 1-2 öğretmenli idi. Köylerden iş bulma amacıyla daha sonraları bu köylere yerleşim başlamıştır.

Girne Kapısı’nın yanında büyük bir mezarlık ! … Korkunç bir yer ! … Kapısında bekleyen mezar kazıcılar!… Minareden yükselen selalar! … Mezarlığın yanından geçen ve tren istasyonuna yolcu taşıyan karutsalar…

Tren istasyonuna Cumaları gider, lokomotifi, yolcuları seyrederdik. Kral Hüseyin’i görmüştüm. Kral Faruk da gelmişti. Kendisini ziyaret eden imamlarımıza birer altın Lira vermişti. O zaman da imamlar fakirdi. Böyle olunca aydın kemsi aydınlatamazlardı.

1905 senesinde İngiliz Hanfeld Şirketi tarafından tamamlanan Mağusa- Lefkoşa – Güzelyurt – Çamlıköy arasındaki hatlarda tren, yolcu, yük ve Arap memleketlerinden gelen turistleri Mağusa’dan Trodos Dağlarına taşırdı. Lokomotifin Türk ve Rumlar tarafından, ilkin taşlandığı söylenmekte idi. Niçin? Erkekler kasabalara gidecekler! Gözleri açılacak! Ağalar zarar edecek! Çoğunun menfaatine dokunacak!

Lefkoşa’nın hisar dışında yerleşim birimi yoktu.  Çağlayan, Köşklüçiftlik bölgesine kokudan girilemiyordu. Derenin yanında derecilerin kuyuları vardı. Bu kuyulara köpek dışkıları dökülerek deriler işlenirdi. Portakal kabukları toplanarak ocaklarda yakılırdı. Köpek çiçekleri ovalardan, kırlardan toplanarak çuvallar dolusu dış memleketlere gönderilirdi.  Avrupa bu çiçeklerden ilaç, sabun, şampuan yapardı.

Girne Kapısı’ndaki Mevlevi Tekkesi’nde Dervişler dönerdi. İngiliz Vali ve İngilizler içeriden, biz dışarıdan, pencereden, müzik eşliğinde dönen Dervişleri seyrederdik.

….

Yukarıdaki satırlar Kıbrıs’ta uzun yıllar eğtimci olarak görev yapan dedem Hüseyin Özdemir’in ” Kıbrıs’ta 60 Yıl ” adlı kitabından alınmıştır. Kendisini bu vesileyle tekrardan rahmet ve özlemle anıyorum.

Kuzey Kıbrıs’ta Siyaset Artık Kolay Olmayacak .

Lefkoşa Türk Belediye’si önümüzdeki hafta seçime giderken #toparlanıyoruz hareketi toplum adına sorgulama yaparak önemli bir değişime katkı yapmıştır. Böylesi bir tartışma ortamının yaratılabilmesi bile ülkeye yeni bir siyasi vizyon gelmesi adınına önemli bir adımdır. Evet, Kuzey Kıbrıs’ta siyaset artık eskisi gibi kolay yapılabilir ve popülist olamayacaktır. Toplum denetleyecek ve sorgulayacaktır. Bunun siyasete olumlu katkısını önümüzdeki dönemde göreceğiz. Hazırlıksız yakalanan siyasetçiler birçok sorumuzu yuvarlak cevaplarla atlatmaya çalışıyor günümüzde. Bunların kendilerine sorulabileceğini bile hesap etmemişler anlaşılan. Hade yeni yeni siyasete ısınanları anlarım da uzun yıllardır bu işlerin içerisinde olanlara ne demeli ? Kuzey Kıbrıs’taki siyasi parti yapılanmaları en azından kitle partisi niteliğinde olanlar çıkar dağıtma üzerine kurulu yapıları sarsıldıkça sanki siyasete yeni girmiş gibi tavırlar alabiliyor . Saf ve samimi rollere bürünmek toplum karşısında onları kurtarabilecek gibi durmuyor. Temellerinden sarsılan kalıplaşmış siyasi anlayış bu belediye seçimi ile birlikte çökmeye devam edecektir. Kıbrıs Türk Toplum’u ne derse o olacak !

Lefkoşa’da Önceliğimiz Ne Olmalı ?

Kıbrıs’ta hem kuzeyin hem de güneyin başkentliğini yapan Lefkoşa tarihi Venedik surlarıyla tarihe adeta meydan okuyor . Çağımızın teknolojisi ile şehrin uzaydan çekilmiş fotoğraflara bir bakın yeter. Tarih kokan sokakları, her köşesi benim için farklı manevi değere, hatıralara sahip bu şehrirde doğmaktan, büyümekten ve çalışmaktan vazgeçilmez bir haz ve gurur duymuşumdur hep. Kuzey Lefkoşa’da gelecek hafta sonu belediye seçimi yapılacak. Herkesin kendine göre bir önceliği var. Saygım var. Ancak birşeyi göz ardı edemeyiz : Sağlık ! . Belki mesleğin içinde olduğumuz için çok daha fazla haberimiz oluyor. Ancak duymayan da bilmeyen de kalmadı artık . Çevremizden, suyumuzdan, gıdamızdan emin değiliz. Tedirginiz. Hergün kanser hastalığı daha fazla bizi vuruyor . Hem de hiç ayrım yapmadan. Partisi şuymuş buymuş, iş adamıymış, işçiymiş, zenginimiş, fakirmiş, şu meslektenmiş hiç dinlemiyor. Kanser sadece bireyi değil, kişinin ailesini de çevresini de sosyo- ekonomik olarak ağır bir şekilde etkiliyor. Genelinde ise toplumu tüketiyor. İçtiğimiz su temiz mi, yediğimiz gıda zehirsiz mi, soluduğmuz hava sağlıklı mı emin değiliz. Gözle görülmeyen birçok tehlike daha var çevremizi ve dolayısıyla sağlığımızı doğrudan etkileyen. Bütün bu tehlikeleri bizler için gözetleyecek, bizleri zamanında uyaracak ve zamanında tedbirler alacak bir belediye vizyonuna ihtiyacımız var. Yoksa gerçekten tükenip gideceğiz. Lefkoşa Belediyesi için en önemli öncelik çevre sağlığı olmalıdır. Bu konuda bizi en çok ikna edeni, sözüne güvenilir olanı, ve en önemlisi toplumun önceliklerini partisinden önde tutabilecek, bilgi ve deneyimiyle ortak aklı ayrım yapmadan paydaşlarla arayabilecek adayı tercih etmeliyiz. Dr. Suphi Hüdaoğlu’nu uzun yıllardır tanırım . 2005 yılında Tusinami felaketi yaşayan Endonezya’nın Sumatra bölgesine gönüllü giden Kuzey Kıbrıs sağlık ekibinde beraberdik.

20130331-141639.jpg
Sonrasında Tabipler Birliği bünyesinde toplum ve çevre sağlığı için gönüllü sayısız çalışmaya da birlikte katıldık. Çevre sağlığı konusunda söylediklerinin azını değil çoğunu yerine getireceğinden zerre kadar şüphem yoktur. Açıkcası benim öncelikli tercihim sağlıktan yana.
Sizinkisi ne ?

Kıbrıs Toz Duman !

Kıbrıs toz duman. Genelde Kuzey Afrika’da çıkan çöl fırtınaları buralara kadar ulaşır. Hava bulanır. Bazen göz gözü bile görmez. Bu kez bulanıklık siyasi, sosyal ve ekonomik… Hem Güney hem de Kuzey aynı sıkıntılarla baş etmek zorunda kaldı uzun yıllardan sonra. Evet, biz kuzeyde uzun süredir zaten bunalmış vaziyetteyiz. Şimdi ise Güney Kıbrıs çok fena karıştı. Biz tabii ki halimize bir nebze olsun şükrediyoruz. Ancak acı gerçek de ortada. Kuzey Kıbrıs uzun süre önce ekonomik batmamış mıydı ? Bunu Türkiye’nin en yetkili ağızlarından da duyduk. Sonrasında ne oldu ? Lefkoşa Türk Belediyesi çatırdadı, yıkıldı. Lefkoşa çöpe boğuldu. Çeşmeden akan su temiz mi emin değiliz. Yediğimiz gıda zehirsiz mi emin değiliz. Kamu daireleri şişirilmiş, verimsiz çalışıyor. Sağlık sistemi, eğitim sistemi deseniz … Yok olmuyor. Uzun süreden beridir söylenir, yazılır, çizilir ama olmaz olmaz olmaz … Reform mutlaka şart ! Kuzey Kıbrıs’ta halk zaten umutsuz, yönetim tarzı/anlayışı yetersiz, siyasi partiler zaten kalıplaşmış ve birbirlerine alternatif oluşturmuyorlar. Gidişat gidiş değil kuzeyde, herkes biliyor. Şimdi de Güney Kıbrıs ekonomik çöktü. Ne garip bir adada yaşıyoruz hakikatten . Kuzeyi de güneyi de batık. Kıbrıs’ta dengeler sarsıldı . Her iki taraf da dibe vurduğuna göre bir anlaşma kaçınılmaz bana göre. Ama nasıl bilemem. En azından ekonomik akıl bunu söylüyor. Her iki toplum kendi içerisinde toparlanmalı ve olumsuzu olumluya çevirecek adımları atmaya başlamalıdır . Parmak arkasına gizlenmekle, başka söyleyip başka yapmakla olmuyor artık . Kuzeyde asgari toplumsal müşterekleri benimseyen #toparlanıyoruz hareketi umut ışığı çevresinde hergün daha da büyüyor. Ben şahsen Kıbrıs Türk Toplumu’nun içinde yatan cevherin eninde sonuda su yüzüne çıkacağına inananlardanım. Hazırlanmak için tam zamanıdır. Kendi evimizi hızla düzenleyip, tertiplenmeliyiz !